insan çok sevince, gözünden sakınınca, ne de kolay; “ziyanı yok” diyebiliyor.

Anonim asked:
Ben de kimseyi sevemiyorum.

ziyanı yok. ben de kimseyi sevemiyorum. etraf kimseyi sevemiyorum diyen insanlarla dolu şu sıra. neden? çünkü hepsi o ilk tokadı yemiş. ağzı yanmış. daha da yoğurt yemem diyor. ama işte insanız. sonra pat diye bir duvara tosluyoruz. sanki daha önce ağzı yanan biz değilmişiz gibi. ilk okul talebesi haline dönüşüveriyoruz hemen. bir ciddiyetsizlik, bir ne yaptığını, ne konuştuğunu bilmezlik hezeyanı kaplıyor içimizi. içimiz, evvelden sinek avlarken, duvara tosladıktan sonra kelebek hücumuna uğruyor. içimize tanker tanker kıpırtı boşaltıyorlar. sonrasını anlatmim. hepimiz biliriz.

insanın sarılınca geçeceğini
düşündüğü ne çok sızısı varmış.

ben hayatı uzaktan gördüm bünyamin abi. kravatlı bir ibneydi.*

“sen benim hayata karşı tek tesellimsin” diyen kaç kadın kaldı ki?

yarın, doğduğum evimize; köyümüze gidiyoruz. ilk takdirname sevincimi yaşadığım inime gidiyoruz demek daha yerinde olur. ondan sonra takdirname sevincinin yerini düz geçme korkusu aldı. çünkü kente göç ettik. nedense kent demek biraz aşırı olurdu ilk geldiğimiz zamanlarda. şimdi oturduğumuz apartmanın düzlüğünde maç yapardık aşağı mahallenin çocuklarıyla. şimdi toprak yok. çoğunca beton ve artık burası tam bir kent silüetine büründürüldü. o arada kalan zamanlarda da büyüdük işte. serpildik. boyumuzdan büyük kederimiz var şimdi boynumuzda. bununla yetinmedik elbette. üstüne iki tane yeğenim oldu. şimdi onların korkusunu da duyuyorum içimde. ben ki dünyanın en sorumsuz adamıyım. şimdi yatmadan evvel, acaba çocukların rahatı yerinde mi diye endişeden altıma sıçıyorum. yetti mi? yetmedi tabi. her defasında zihnimizi kurcalayacak tinsel bir dünyanın en müdavim müşterileri olduk. zaman değişti, insanlar değişti, -kahramanlar okuduğumuz kitapların kahramanlarına benzerse ne ala- üzerimizde ki giysiler değişti ve bu listeyi uzatıp götürecek çoğunca şey… ama yetmedi. her defasında, kurcalasın diye içimize, kemiren bir sızı yerleştirdik. şimdi büyüdük. ya da öyle sanıyoruz.

bu sabahların matemi
kanatsız bir kuşun
selamı gibi
ürkünç

“sen aklıma düşünce
ellerim tutuşuyor; ellerim.” ellerim, bu sabahların matemine dağ. şakalarımdan aşağıya itiliyorum. üç metre ötem; ölüm.

ben
seni
içimde
kırdım

içimde
yer edecek
diz kalmadı

birinin içinde kalmanın, orada solumanın, bu nalet sabahların matemini omuzlarına yük etmenin izahını, ben size nasıl edeyim?

“ben, senin içinde yalnız kaldım.”
diyemedim.

en çok, gövdene inandım. göğü delen, bu gürültülü sabahların, matemine inat.

bazı sabahların allah’ı yok.

Anonim asked:
Bir gece, her şeyden evvel, kalbine konacağım...

geleceksen şayet,
ağaran sabahın mateminde gel.

keder;
insanın, içinde, sözcük
büyütmesidir.