kime tasalansak, ya da kim bize tasalanmaya kalkışsa; “vazgeç” diyoruz. ne de kolay değil mi?

kimsenin kimseyi teselli edeceği de
yok.

duş almak başka,
neşet ertaş dinleyip
duş almak başka.

acı, hafifleyen bir şey değildir.

Anonim asked:
Çok ağladım gecelerce. Söyle nasıl unutabilirim onu, nasıl?

başka birini bul.
tanıdığım bir kadın bana;
“denizde balık çok” demişti.

“özgürlük mutlaka paylaşılacak
suç ortağı bir sevgiliyle.”

günün en ölü saatleri bunlar. hiç sevmedim zaten. alışmayı da düşünmedim. öğlen uykusu çekmeye razı olmak caydırıcı değil. tenhalara çekilip vakit çürütmeye tanıklık etmek, diğer herkesin yaptığını yapmaktan farksız değil. bu dünyada öğlen saatlerini alsınlar. yerine de, sabahları ve ikindi sonralarını koysunlar. kimsenin becerebileceği bir yetkinlik konusu değil, biliyorum. atarlanmaya yer arıyorum işte. siz anlayın. içinde mahpushane geçen bütün cümleler uykumu getirdi hem. mesele uykudan uzak durmak olunca, uykuya en yakın nesneleri seçtim. algıda bıdı bıdı işte. siz anlayın. annem beni evlendirmek istiyor dediğimde; “hassiktir” diyen insan samimiyeti arıyorum. ama çok şükür var. ne de olsa, alıştık olmayan şeyleri yazmayı. bakın bohem bir havam yok. olan şeylerden de bahsediyorum. iyi şeyler üst üste gelmez. iyi şeyler az az olur. arada olur. kalan koca boşluğu ise olmayan mevzular kaplar. yoksa, bunca yokluğun kelamı neden. siz anlayın. kelime düzerken geçen vakti kar sayıyorum misal. borsada kazanan adamın sevincini yaşıyorum kursağımda. şarkılar sözlü olunca yazamıyorum ben. kafam karışıyor. yüz üstü yazdığım kadar, masa da yazsaydım şayet, kelam düzmedeki ustalığım fena can yakardı. konumuz sevgi olsa, gidip dayanacağı nokta hezeyan olurdu. ama kelam düzmeye devam ediyorum ben. bulsam sevgiyi, ya da el ele tutaşabileceğim bir kadını; cümle kurmaya gerek duymazdım. özgürlük geçen bütün şiirlere antipatim var. konumuzun elbette attila ilhan’la bir münasebeti yok. sadece öğlen vakitlerini ortadan kaldırsınlar. siz anlayın.

bana bir eşyaymışım gibi davranırdı. ben de her seferinde dökülürdüm. görmek yetiyordu. ama o dokundu. dokunduğu yerlerimden sökülürdüm.

“ben seni görünce dökülüyorum.”
diyen insan çaresizliği.

artık kimsenin mutlu olmak için geçerli bir nedeni yok.

bazı geceler sızlatıyor.
ama, bazı geceler.

artık kimse,
tek kişilik yalnızlıklara
sığmıyor!

her şey onunla ilgili albayım;
ama, her şey.

çimlere uzanıp, tepemde gökyüzüne isteklerimi sıralamaktan vazgeçtim. dizlerim sancıdığı için de, her yüke omuz olmaya cesaretim kalmadı. ne ki, her şeyin ardında kaldım. ama her şeyin. ben şimdi size, her şeyin ardında kalmanın izahını nasıl edeyim.

her şey geçip gidiyor; her şey.
kendim dışında her şeyin ardında kaldım. adımlarım bile durağan. üşengeçlik gibi değil ama. dünyanın tüm yükünü omuzlanmak gibi.