acı, yer eden bir şeydir.

sabaha doğru, saat 5 gibi terkedilmiştim. nisan ayının ilk zamanları. senelerden geçen sene. üzerimde en sevdiğim pijamam var. uyku tutmamış, film izlemeye koyulmuştum. yarım bardak suyu duruyordu masanın bana göre sol tarafında. bardağın altında kafka’nın aforizmaları duruyor. iş bankasının baskısı. ön sözünü ferit edgü yazmıştı. hatta ön sözünü istanbul dönüşü havaşta okumuş, uzun olduğu için sıkılıp çantaya geri atmıştım.

devam edecek…

biz, ayarsız sevmelerde birinciyiz.

beni kırdılar
beni, omurgamdan kırdılar
insan kalan yerlerim acıyor

ben, güçlüymüşüm gibi yapamıyorum.

arkadaşlar,
bir kadının boynundaki boşluk olmak ne demek ben size nasıl izah edeyim. arkadaşlar bu gecelerin allah’ı yok.

“koynumda boşluğun var, gitme!”
dedi kadın. sustu.

“benim sana ihtiyacım var.”
diyemedim.

bizim mahallemizin yoksul pencerelerinde açan yoksul çiçeklerine anlatıyorum seni. mermer taşının beyazı gibi bu keder. o kadar beyaz. o denli yoksul.

arkadaşlar, ben cümle kurmaya
dizlerimden başladım. ilk kelimeyi dizlerimde tecrübe ettim. bir kadın itmişti beni. bir çukurun kenarına çarpmıştım. ağzımdan ilk “ah” o vakit filizlenmişti. siz bilmezsin arkadaşlar. siz ne bileceksiniz arkadaşlar. ben anlatmasam siz nerden bileceksiniz?

benim şu içimi
söküp alıp benden
benim şu içimi
söküp alıp benden
benim şu içimi
söküp alıp benden

yoksa bu allahsız yağmurların
bir adı olsun.

içimdeki şu çukur
her gün biraz biraz sızır
siz bilmezsiniz

ben iyi değilim.
ben iyi değilim.
ben iyi değilim.
arkadaşlar!
ben
iyi
deği
lim.

önce umut verip sonra gitmek için gelmezler. bu cümle yalnış. doğrusu şudur; gitmek için umut verirler. biz, yani insan. aldanırız. nihayetinde de aldatırız.